Siberkült

Geleceğin içinde yürürken…

Kısa vadeli pek çok endişenin eşlik ettiği günümüz bilişim ve genelde teknoloji dünyasında ileriye bakabilme yeteneğimizin de zayıflamış olduğu aşikar.Bunda 10-15 yıl sonrasını tahayyül edebilme çabasının artık bir tür “boş iş” haline gelmiş olduğunun gizli ön kabulü de rol oynamakta.Bu kadar kısa dönemli bir süreç olmasına rağmen son ekonomik krizin gelişi ve geleceği hakkında kimsenin doğru dürüst bir tahminde bulunamaması da bu algıyı güçlendirmekte.Kısacası geçmişin verilerinin mevcudiyeti/sağlamlığı ya da bunları modellemekte kullanılan araçlar ne derece gelişkin olursa olsun orta vadeli doğru tahminler yapabilmenin önü halen tıkalı gibi.

Öte yandan tahmin yapmaya çalışmanın bilim-kurgu/fantezi ile somutlama arasında gidip gelen sarkacından, 10-15 yıl sonra nasılsa kimse anımsamaz ya da önemsemez diyerek kurtulmak da olanaklı. Zira “zamanın sıkışması” diye tanımlamaya çalışılabilecek bir hızlanma söz konusu her şeyde. Bu ivmelenme ise her hangi bir sektör ya da ülke ne derece gelişkinse o kadar fazla. Ama bizim gibi geridekilerde bile duyumsanabilecek düzeyde.

Yapılan işler, söylenen sözler, alınan tavırlar/sergilenen duruşlar ve her türlü tercih, geçmişe göre giderek daha fazla hızla değişmekte, parçalanmakta ve yine hızla unutulmakta. Bundan bir genel “paradigmanın iflası” saptaması yaptığımız anlaşılmamalı. Ama bazı paradigmaların kayma sürecine girdiği de gözden kaçmamalı.

Kayma sürecine girmiş olan paradigmaların başında Bilişim ve İletişim Teknolojisi (ICT paradigm) paradigması gelmekte. Bu kaymayı tanımlayabilsek ve nelerin tamamen yenileneceğini/değişeceğini kestirebilsek orta vadede bu alanda nasıl bir dünya oluşabileceğini daha net tahayyül edebiliriz. Ama BT paradigmasındakı kaymayı tanımlayabileceğimiz ip uçları halen eksik ya da biz mevcut/eski paradigmanın içinden BT’ye baktığımız için bu öngörüleri netleştirmekten aciziz.

(Mevcut paradigmanın içinden aynı verilere bakıp başka bir şey görme meselesinde güzel ve eski bir örnek olarak bu yazının üzerine, bilim tarihçisi Thomas Kuhn’un paradigma kaymasını anlatırken, özellikle kullandığı ördek-tavşan optik ilüzyonu yerleştirildi.)

Bu tür zaaflarımız karşısında yine bir takım modellere sığınma olanağımızı zorlamak durumundayız. Modeller ise çoğu zaman geriye dönük verilerin “sağlamlığına” ve bazen de aslında “olmayan” verilere bağlı olsa da bir düşünce disiplini (ve de aynı anda mevcut paradigmayı taşımak zafiyetini) taşımak açısından da şu an için başka bir olanak gözükmemekte.

BT’nin 10-15 yıllık geleceği hakkında spekülasyon düzeyinde de olsa bu tür göz atılabilecek modellerden biri , Stalin dönemi kurbanlarından Nikolai Kontratiev (1892-1938) tarafından geliştirilmiş “süper döngü ” ya da “K-döngüsü” diye de anılan uzun dalga teorisi. Bu teori bir miktar “ezoterik” varsayımlar içerse de teknolojik dönüşümün 40-60 yıllık dalga boyularına bağlı ve tanımlanabilir hızlı çıkış, durgunluk ve iniş peryodları taşıdığını ve bu süper döngülerin toplumların ekonomi-politiğini de doğrudan etkilediğini savlamakta.

Özetle bu döngüler; sınai devrim (1771), buhar ve demiryolu çağı (1829), çelik,elektrik ve ağır imalat çağı (1875), petrol, otomotiv ve kütlesel üretim çağı (1908) gibi dönemselliklere sahip bu teoride. Son döngü ise bilgi ve iletişim teknolojisi çağı (1971) olarak tanımlanmış durumda.

Kontratiev’in günümüzdeki takipçilerinden Prof.Carlota Perez (d:1939) özellikle tekno-ekonomik paradigma kayması üzerine çalışmalarıyla ünlü ve pek çok önemli teknoloji şirketinin dikkatle izlediği bir isim. Perez, son krizin 1971 de başlamış olan son K-döngüsünün bitişine işaret ettiğini ve tahminen 2010 veya 2011 de bu döngünün tamamlanacağını savlamakta. Böylece bilişim ve iletişim teknolojilerinde bir paradigma kayması olacağını öngörmekte.

Açıkçası, Perez , BT’de pek çok şeyin mevcut yaklaşımların dışına çıkacağını ve her döngü başlangında olduğu gibi altan alta yeni BT paradigmasının - biz net göremesek de - oluşmaya başladığına işaret etmekte.

Perez’in iyi niyetli bir yaklaşımla işaret ettiği bir ana tema ise başlı başına ekonomik refahın, rekabet gücünün ya da sürdürülebilir bir insani gelişmenin temel itici gücünün bu yeni bilişim ve iletişim teknolojisi paradigması olacağı. Ama bu paradigma ne içeriyor gibi bir “falcılığa” girmemekte. Kanımca yazının başında aktarılmaya çalışılan endişeye o da sahip. Öte yandan özellikle BT global altyapısındaki eşitsiz gelişmenin sürmesinin getireceği çelişki ve çatışma potansiyellerine de atıf yapmakla , “dijital uçurum” un yeni BT paradigmasının temel unsurlarından biri olacağının işaretini vermekte.

Bizler de asıl, bu uçurumun içine düşmemek için neler yapılabileceğine kafa yormak zorundayız, herhalde. Yoksa ileriye yönelik tahminlerimiz tamamen kullanım odaklı “renkli ve basit ” tarifleri aşamayacak ve yeni BT paradigmasının içinde “uslu” ve “ucuz” kullanıcılar olmaktan başka bir işlevimiz kalmayacak.

Yorum Ekle

XHTML: Bu tagları kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

CAPTCHA image

Clicky Web Analytics